Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ONLAR ŞİMDİ ANNE ve BABASIZ

ONLAR ŞİMDİ ANNE ve BABASIZ
Haberi gazetede okuduğumda bütün vücudumun kanı çekildi, boğazıma oturan yumruk, gözüme dolan yaşlar, sözün bittiği yerde olduğumu bana beden dilimle o kadar iyi anlatıyordu ki...
30.04.2015 / 13:58

Birkaç saniye öylece kaldım, sonra haberi tekrar tekrar okudum... Neydi beni bu kadar sarsan haber.


24 Haziran 2014 tarihinde Soma’da yaşanan facianın bütün yurdu ne kadar derinden sarstığını hepimiz daha dün gibi hatırlıyoruz. Ölü sayısı resmi rakamlara göre 302 (ki daha fazla olduğu biliniyor) idi ve bu felaket, bir ihmaller zincirinin göz göre göre getirdiği bir katliamdı.


O günlerde hemen, Karşıyaka’daki sivil kuruluşlarla bir araya gelerek neler yapabileceğimizi planlamış ve 11 kayıp veren Kınık’a bağlı Elmalıdere Köyü’ne gitmiştik. Köy, Kınık’a 13 km. uzaklıkta, yemyeşil dağların arasından virajlı bir yolla ulaşılan ufacık bir köy... Vardığımızda, acılarına rağmen Anadolu misafirperverliğiyle hepimize hoşgeldiniz demişler, köyün çocukları da merakla etrafımızı sarmış, köylerinde bugüne kadar hiç görmedikleri kalabalıkları ardarda görmenin şaşkınlığıyla bakmışlardı. Hiç tanımadıkları insanların onlara sarılmasını, hediyeler vermesini, öpüp ağlamasını yadırgamışlardı. Bugüne kadar nerelerdeydi ki bu insanlar(!) Köyde ilk aklıma gelen bunlar olmuştu. Oysa bize ilkokulda “ Orda bir köy var uzakta, gitmesek te gelmesek te, o köy bizim köyümüzdür. “ şarkısını öğretmişler, biz de büyük bir coşkuyla bağıra bağıra söylemiştik... Ancak hiç de öyle değilmiş, gitmediğin görmediğin yer senin değilmiş...Çıplak ayaklı çocuklar, yarım kalmış evler, toprak ve toz kokan yollar, en acısı babasız kalan çocuklar, kocasız kalan dul, çaresiz kadınlar...Hissettiklerim bunlardı. Utanmıştım, kendi çocuklarımı, yaşantımı düşündüğümde, umutsuzluğa düşmüştüm çaresizlikten.


Arkadaşlarla köydeki evlere tek tek gidip başsağlığı dileğinde bulunmuştuk. Acıları yüzlerine öyle oturmuştu ki onu yok etmek çok zor olacaktı. Felaket bütün köyün üstüne çökmüştü, kayıp 11 kişiydi ama köyün tamamı birbiriyle akraba olduğu için her evden bir ölü çıkmış gibiydi.


Köyün en son evine gelmiştik. Bizi genç bir kadın karşıladı. Dimdik duruşu, güzelliği, hemen dikkatimi çekmişti. Yüzünde acıdan çok öfke ve isyan vardı. Eşini kaybetmiş, Sevcan (8 yaşında) ve Sercan’ıyla (5 yaşında) yalnız kalmıştı. Yakınları suskun otururken o konuşmaya başladı: “ Bakın biz bu evi kocamla birlikte yapıyorduk, yarım kaldı... Çocuklarımızla ilgili hayallerimiz vardı yarım kaldı... Şimdi ben hayallerimizin peşinde tek başıma, çocuklarım için koşmaya devam edeceğim, asla vazgeçmem, bu işin peşini bırakmam!... Benim eşim bir kader kurbanı değil, onu öldürdüler, ben öldürenlerin cezası verilene kadar mücadeleme devam edeceğim, asla para pul istemiyorum. Bizim geleceğimizin bedeli yok! Onu ödemeleri imkansız...” demiş ve hepimizi şaşırtmış, heyecanlandırmıştı.Adını sorduğumuzda “Aslı” demişti. Aslı, içimize umut olmuş, moral vermişti. “Çocuklarını okutur, evini de bitirir, onda bu inanç var” diyerek konuşmuştuk dönüş yolunda.


27 Ocak 2015 Salı, faciadan 7 ay sonra gazetede bir haber “ Onlar şimdi anne ve babasız”, yanında bir fotoğraf “Aslı YILDIRIM”, bize köyde umut olan, onurlu, dimdik duruşuyla örnek Aslı YILDIRIM, trafik kazasında ölmüştü... Kayınpederinin arabası şarampole yuvarlanmış ve Aslı’yı kaybetmişiz...


Şimdi Aslı’nın hayalleri yarım kalmamalı. Sevcan ve Sercan’a hem devlet hem de sivil toplum kuruluşları el uzatmalı, acılarını paylaşmalı ve kendilerini en iyi şekilde yetiştirerek Aslı’nın hayallerini yerine getirmeli. Bu bizim hepimizin boynunun borcu.


 


Ümran KEBAPÇIGİL

Etiketler:
Bu haber toplam 1169 defa okundu


Sayac Yeri