Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

30.12.2015 / 23:02

   ‘’İsmet İnönü gibi tarihe mal olmuş; hem askerî özellikleri bakımından hem de devlet kuruculuğu ve yöneticiliği bakımından da özellikleri olan bir kişi hakkında o kadar çok yazılanlar ve söylenenler oldu ki, ben de bunlara nasıl bir katkı vereceğim konusunda tereddüde düştüm. Ama böyle büyük bir adamla tanışma ve birlikte çalışma fırsatı bulduğum için şükrediyorum. Özeline de girebildiğim İsmet İnönü’nün insan tarafını anlatabilmek için kendi özel hatıralarımdan bahsetmeyi yeğliyorum. Her zaman düşündüğüm bir konuda size de söz etmek istiyorum. 1960’lı yıllarda ünlü bir yazar olan Şevket Süreyya AYDEMİR’in (şimdi rahmetli olan), yakin tarihte Türkçe olarak yazılmış, Atatürk’ü ve İsmet Paşa’yı anlatan iki büyük eseri vardır. Atatürk’ü anlatan eserine, ‘’Tek Adam’’ ismini koydu; daha sonra da İsmet İnönü’nün hayatını anlattığı ‘’2. Adam’’ kitabını yazdı. Ama bence bu sınıflama yanlış; çünkü ‘’Tek’’ kavramı, matematikte sayı düzeneğine girmeyen bir rakam yani ‘’0’la 10’’ arasındaki düzene, rakamlara girmeyen bir vasıf. Eğer Atatürk; Şevket Süreyya Aydemir bağlamında tek bir kişiyse, İsmet İnönü’nün ‘’2. Adam’’ olması bence yanlış. Neden? Zira Atatürk, matematik dizesine girmiyorsa sıfır hariç ‘’1 den 10’’a kadar bir sayı düzeneği üzerinde bir sıralama yapmak lâzım. O zaman da bana göre İnönü, ‘’1. Adam’’dır.  


   Özgeçmişine gelince:  Bitlis doğumlu olup, Kürümoğulları ailesindendir. Daha sonra Malatya’ya intikal etmişler ve orada yaşamışlar. Babası olan Hacı Reşit’in görevi, o zamanın şartlarına göre bir hayli yüksek olan hâkimliktir, yani şimdiki Askerî Yargıtay Hâkimi ve Danışmanı (o zamanki Harbiye Mutasarrıfı ve Hâkimi). Malatya’da görevliyken İzmir’e tayin olmuş, İzmir’de, eşi Cevriye Hanım’dan 4 oğlu dünyaya gelmiştir. İsmet Paşa, Hacı Reşit’in üçüncü oğludur. Daha küçük bir çocukken babasının tayiniyle Sivas’a yerleştiler. İlk ve ortaokulu burada okumuş sonra da Reşit beyin İstanbul’a atanmasıyla ailece İstanbul’a gelmişler, İsmet Bey burada o zamanki Rüştiye’ye kaydolmuş ve iki sene sonra da mezun olmuştur. Bundan sonra şimdiki Kasımpaşa’da bulunan Harp Okulu’na girmiş, 1903 yılında okuldan, Mülazım-ı sâni olarak mezun olmuştur. Okulunu birincilikle bitirdiği için yine birincilikle, Erkânıharp dediğimiz Genel Kurmay Başkanlığı’nın Harp Akademisi’ne, askerliğin üniversitesi sayılan bölüme girmiş; orayı da 4 sene içinde yine birincilikle ve mümtazen terfi ile yüzbaşı olarak bitirmiş ve ilk tayini de Edirne’ye olmuştur. Edirne Topçu Alayı’nda takım komutanı görevinden sonra verdiği hizmetler dolayısıyla çok çabuk terfi eden bir genç haline gelmiş ama hep karargâhta bulunmuştur.


   O sırada Yemen’de, ‘’İmam Yahya’’ isyanı çıkar. Yemen; Osmanlı egemenliği altında olduğu için oraya, ayaklanmayı bastırmak üzere tertip edilen gücün kurmay başkanı olarak gönderilir. İsmet Paşa orada dövüş, kavga çıkmadan, Erkânıharp’in yardımıyla, ‘’İmam Yahya’’meselesini halletmiş; ondan sonra da sırayla, yine Edirne’deki topçu görevinden sonra Balkan Harbi’nde Filistin Cephesi’nde, Şeria’da büyük hizmetleri görülmüştür. Daha sonra Kafkas Cephesi’nde, 1913 yılında da Suriye’de 7. Ordu Komutanlığı’nda; Atatürk ile tanışır. 7. Ordu’nun durumu hakkındaki raporları Atatürk’ün hazırlamasına yardımcı olur, böylece arkadaşlıkları başlar. Bu raporlar suretiyle, 7. Ordu bozguna uğradığında Atatürk sayesinde büyük zayiat vermeden dağılır. Zaten kurulmamış bir orduydu. Daha sonra İstanbul’da Harbiye Nezareti’nde çeşitli büro görevlerinde bulunduktan sonra Genel Kurmay’ın 2. Başkanlığı seviyesinde olan bir mevkideyken, 1920 yılında Atatürk; İsmet Paşa’yı Ankara’ya yanına çağırır. Kısa bir müddet sonra da İstanbul’a geri döner. 16 Mart 1920’de İngilizlerin Meclis_i Mebusan’ı dağıtmasının ardından, İstanbul’un işgalleri sırasında Anadolu’ya geçer ve Atatürk’le beraber ‘’Kurtuluş Savaşı’’na komutan olarak katılır. Bilindiği gibi 1. Büyük Millet Meclis’i kendine özel kuralları ve sistemi olan bir meclisti. Bir Cumhuriyet olmadığı için ve kurucu bir meclis olduğundan, ‘’İcra Kurulu’’da Meclis’in kendisidir. Hem yönetim yani ‘’İcra ‘’ hem de ‘’Yasama’’ aynı güçte birleşiyordu. İlk Meclis Başkanı ve Başbakan olarak da Atatürk seçildi ve bir hükümet kuruldu. İsmet Bey, Genel Kurmay Başkanı ve hükümet üyesi olarak tayin edildi. Kurtuluş Savaşı’nın hazırlıkları devam ederken, ‘’Garp Cephesi Komutanı” olarak atandı. Genel Kurmay Başkanlığı’na aynı zamanda Başbakan olarak, ‘’Fevzi Çakmak’’ atandı. İki cepheli olan GarpCephesi’nde; güney bölümü RefetBey’in ve kuzey kısmı da İsmet Paşa’nın komutasındaydı. Ama ‘’Grup Komutan’’ı olarak yani iki cepheninde başkanı olarak İsmet Paşa atandı. Bu tayinin iki nedeni vardı. Birincisi; o zamanki Batı Anadolu’da Kütahya, Balıkesir civarında Çerkez Ethem’in baş kaldırmaları ve kendi kendine bir hükümet kurma çabalarını bastırmak için İsmet Paşa harekete geçti ve ayaklanmayı bastırdı. İkincisi de; bildiğiniz gibi Yunanistan’ın Anadolu’ya yayılması. İlk defa kuzey batıdan yani Eskişehir ve İnönü üzerinden başladı. İsmet Paşa; 1. ve 2. İnönü Savaşlarıyla, Yunanistan’ı mağlup eden adam olarak tarihe geçti. Mustafa Kemal çektiği telgrafta; ‘’Bu Millet’in makus tarihini yenmiş bir kişi olarak ‘’ İsmet Paşa’yı kutladı. İsmet İnönü; çok ince zekâsı, çok iyi diplomasi bilmesi ve iyi bir asker olması özellikleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında, Atatürk’ün en büyük yardımcılarından biri olmuştur. 26 Ağustos’da başlayıp 30 Ağustos’da düşmanın çekilmesiyle sonuçlanan ve İzmir’e kadar giden orduların başında her ikisi de bulunuyordu. Ondan sonra da Cumhuriyet’in kurulması konusunda çabaları devam etti. Atatürk; çevresinde bayağı yetişmiş, lisan bilen, bilgili, torpilli; meselâ Rauf ORBAY, Ali Fuat CEBESOY gibi insanlar varken ‘’Mudanya Mütarekesi’’ için kurulan askerî heyetin başına da İsmet Paşa’yı getirdi. İlk diplomatik görevini orada yaptı. Ondan sonra ‘’Lozan Antlaşması’’nın murahhas azası yapılmak üzere yeniden Büyük Millet Meclisi tarafından Dışişleri Bakanlığı’na getirildi ve Lozan çalışmalarına devam etti. İki safhalı olan Lozan Antlaşması’nda; Türkiye’nin kuruluşunun uluslararası belgesi olan bu antlaşmayıimzalamakta büyük hizmetleri geçen bir devlet adamıdır. Lozan’dan hemen sonra 29 Ekim 1923’de, ‘’Cumhuriyet’’ ilân edilince, 30 Ekim 1923’de ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Başbakan’ı olarak Cumhurbaşkan’ı Atatürk tarafından atandı. Ama aradan 11- 12 ay geçtikten sonra, aralarındaki bir mesele ve Türkiye’nin durumu itibariyle yeni bir hükümetin kurulması icap ettiği için Fethi OKYAR, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Başbakanı oldu. Daha sonraları Atatürk ile İnönü arasındaki bağı güçlendiren,  aralarında geçen bir olayı sunacağım: Bildiğiniz gibi Fethi OKYAR, Başbakan iken 1925’de ‘’Seyh Sait Ayaklanması’’ başlamıştı. İsyanın başladığına dair telgraf Atatürk’e geldiği zaman, şimdiki Anadolu Kulübü’nde ( Atatürk tarafından kurulmuş olan ve entelektüellerin, aydınların bir araya gelip konuşabilecekleri, eğlenebilecekleri bir yerdi)bir Pazar günü, orada hep beraber eğleniyorlar. Bir tarafta İsmet Paşa’nın çok sevdiği briç masası, diğer bir tarafta da Fethi OKYAR’ın meraklı olduğu poker masası vardı. Atatürk de bir yanda oturup arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Yaver, ‘’Şeyh Sait İsyanı’’nın başladığını haber veren telgrafı Atatürk’e getirir. Ayaklanmanın başladığını, karakollarımızın basıldığını, buradaki erlerimizin şehit olduklarını bildiren metni görünce, yaverinden telgrafı Başbakan’a götürmesini ister. Fethi OKYAR; hızlı bir poker oyunundadır. Telgrafa şöyle bir bakıp “sonra hallederiz” der. Atatürk; yaverini yanına çağırıp telgrafı, İsmet Paşa’ya götürmesini ister. İsmet Paşa, telgraf önüne gelince şöyle bir göz gezdirir ve hemen Atatürk’ün yanına gelerek; ‘’Kemal; ne olacak bu, ne duruyoruz?’’der. İşte o gün Fethi OKYAR’ın Başbakanlığı sona erer ve İnönü’nün ikinci defa ve 12-13 yıl süren Başbakanlığı başlar. Şeyh Sait İsyanı hemen bastırılır. Ondan sonraki Düzce, Gerede, Yozgat, Konya isyanlarında İnönü, devletin gücünü gösterecek ve Cumhuriyet’in temellerini atacak bir devlet yapısını oluşturmak için, bütün devlet adamı vasıflarını ortaya koyacaktır. Bugün siyasal olarak, bazı yerlerde de kasıtlı olarak Şeyh Sait ile Dersim İsyanı’nın dedikodusu yapılıyor ve bunlar ileri sürülerek hem Atatürk’ü, hem de İsmet Paşa’yı eleştiriyorlar. Büyük haksızlıklar yapıldı, adamlar öldü. 1925 ve 1937 yılları arasında yeni kurulan, güçlenmeye çalışan bir Devlet’in içindeki isyanlar,kısa bir sürede bastırıldığı için Devlet; oradaki gücünü her zaman gösterdi. Bakın 30 senedir yanlış politika yüzünden Şeyh Sait ve Dersim’in başka bir varyasyonu olan PKK isyanını bastıramayan bir iktidarın idaresi altında yaşıyoruz. Hiç kimsenin o zaman yapılan işleri eleştirme hakkı yoktur. Bugünkü olaylardan utanmayanlartarihten utanıp,2 büyük insana sarhoş demek cesaretini gösteremezler. Tarihte çok önemli olaylar var. Tarihin hiçbir döneminde,  birbirini tanımayan iki insanın bazı konularda bir araya gelip devlet kurduğuna ben şahit olmadım. Bu iki adamın, yani İsmet İnönü’yle, Mustafa Kemal’in bu derece bir araya gelmesi önemlidir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Devlet’in güçlenmesinde, bugüne gelişinde, bu iki adamın çok büyük hizmeti vardır. Atatürk; düşünen, fikri geliştiren bir düşünce ve fikiradamıdır. Devlet’in kuruluşunu eyleme dönüştüren, Devrimleri halka sevdiren İsmet İNÖNÜ’dür.


   Birçok faninin kavuşamayacağı kadar çok, İsmet İNÖNÜ’ye yakın olup, özeline girdim. Hakkında anlattıklarım, kitaplardan okuduğum değil bilfiil yaşadıklarımdır. Bu iki büyük adamın; birbirlerine karşı duydukları sevgi ve saygı, birbirlerine karşı olan bağlılıkları kimsede yoktur. Gerçek dostluk; hakikat acı da olsa karşısındakine söylemektir. İnönü’nün; Çankaya’daki Pembe Köşk’ün olduğu yerden başka en ufak bir varlığı yoktur. İkisinin de ortak vasfı, kendilerini düşünmeden Vatan için çalışmak ve halkı düşünmekti. Etibank, Sümerbank, Toprak Ofisi, Et Balık Kurumu, Paşabahçe, Süt Endüstrisi Kurumu, Şeker ve Kâğıt fabrikalarını (dışarıdan aldıkları kredilerle) kurarak, halkçı bir yönetimin temelini atıp, Halkçılığı yürüten İsmet Paşa’dır.


   27 Mayıs 1960 Devrim’i, halkçı ve çağdaş bir Anayasa bıraktı. İhtilalden sonraki ilk seçimlerde; herkesi şaşkına uğratan bir sonuç çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi, tek başına iktidara gelemedi. Adalet Partisi kurulmak üzere, Yeni Türkiye Partisi ve Millet Partisi vardı. Cemal GÜRSEL Cumhurbaşkanı. Başbakanlığa, İnönü’yü getirmek istiyorlar fakat bir yerde de çekiniyorlar. Zira Cumhurbaşkanlığı yapmış, ana muhalefet başkanı olan bir kişiye, böyle bir teklif nasıl yapılabilir? En sonunda Cemal GÜRSEL; ‘’Ben teklif edeceğim’’ deyip İsmet İNÖNÜ’yü, Çankaya Köşkü’ne davet eder. Cumhurbaşkanı görüşmelerinde; ‘’Bir kaos içindeyiz, acaba bize yardımcı olup da sizin partinizin başkanlığında kurulacak bir koalisyon hükümetinde Başbakan olur musunuz’’diye sorar. İsmet Paşa; ayağa kalkarak, ‘’Emredersiniz!’’ der. Birçok olaydan sonra İnönü; gerektiği için, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. Anayasa gereğince, Cumhuriyet Senatosu’na üye olabilmek için partisindende ayrılması gerektiği için CHP’den de istifa etti. Ondan sonra Cumhuriyet Senatosu üyesi olarak görev yaptı. 1972 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı boşaldığı için Ankara Yaşar Doğu Kapalı Salonu’nda, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlık seçimi yapıldı. Seçim sonunda büyük bir çoğunlukla Bülent Ecevit seçildi.


   Erdoğan BAKKALBAŞI: ‘’Ben gençliğimden beri halkıma hizmet için siyasetin içindeyim. 1954’de, askerlikten döner dönmez Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. Her kolunda çalıştıktan sonra Konya İl Başkanlığı görevini üstlendim. 1969 yılına kadar bu görevi sürdürdüm. 20-25 kadar milletvekilimiz bizden istifa ederek Güven Partisi’ni kurdular. Bu arada Turhan FEYZİOĞLU, Güven Partisi’nin Başkanı oldu.  Konya’daki çalışmalarımdan dolayı beni, İnönü davet etti, böylece tanışmış olduk. Partide hiçbir milletvekili kalmadığı için çok zor şartlarda çalışıyordum. Bir ziyaretimde, kendisine merak ettiğim soruyu sordum; ‘’Acaba çok partili döneme, erken mi geçtik?’’ Cevabı; ‘’Tartışılır ama ne olursa olsun Türkiye’nin biran evvel gerçek bir ana muhalefete ihtiyacı vardı. Yani Meclis’in çalışması için, yolsuzlukların takibi için, devletin işlemesi ve denetimi bakımından önemlidir. Bir yerde de gereklidir.’’


   Atatürk’ün ölümünden sonra İnönü ilk Cumhurbaşkan’ı seçildiği gün, Atatürk’ün ölümü üzerine hazırladığı Beyannameyi yayınlatmıştır. Başta Atatürk olmak üzere İsmet İNÖNÜ’yü ve Cumhuriyet’in kurulmasında emekleri geçmiş bütün gelmiş geçmiş kişileri, şehitlerimizi rahmetle anıyorum… “ 


Atamızın vefatının ardından Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün halkımıza seslenişi:


Büyük Türk Milletine,


Bütün ömrünü, hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ihtiram kolları üstünde Ulu Atatürk'ün fani vücudu, istirahat yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk milletinin onun için aşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.


Atatürk, tarihte uğradığımız en zalim ve haksız itham gününde meydana atılmış, Türk milletinin masum ve haklı olduğunu iddia ve ilan etmiştir. İlk önce ehemmiyeti kavranmamış olan gür sesi, asla yıpranmayan bir kuvvetle, nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.


En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, ömrünü yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezeli hizmetlerini ve tarihe hak ettiği meziyetlerini ispat etmekle geçirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifelerine sarsılmaz itikadı vardır.


"Ne mutlu Türk'üm diyene!" dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını en manalı bir surette hulasa etmiş idi.

Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiyetini, en kısa yoldan insanlığın en mütekamil ve en temiz zihniyetleriyle mücehhez modern bir devlet haline getirmek, onun başlıca kaygısı olmuştur. Teşkilat-ı Esasiye'mizde ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan laik, milliyetçi, halkçı, inkılapçı, devletçi cumhuriyet, bize bütün efsafiyle Atatürk'ün en kıymetli emanetidir.


Üfulünden beri Atatürk'ün aziz adı ve hatırası, bütün halkımızın en candan duygularıyla sarılmıştır. Memleketimizin her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın beliğ misalidir. Türk milletinin aziz Atatürk'e gösterdiği sevgi ve saygı, Onun niçin Atatürk gibi bir evlat yetiştirebilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.


Atatürk'e tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkımıza, kalbimden gelen şükran duygularını ifade etmeyi, ödenmesi lazım bir borç saydım.


Milletlerarasında kardeşçe insanlık hayatı Atatürk'ün en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümünün gördüğü ihtiramı, insanlığın atisi için ümit verici bir müjde olarak selamlarım. Bu sözlerim, yazılarıyla ve toprağımızla şövalye askerleri ve mümtaz şahsiyetleriyle yasımıza iştirak eden büyük milletlere Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.


Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar, sadık hadimi,

İnsanlık idealinin aşık ve mümtaz siması;

Eşsiz kahraman Atatürk

Vatan sana minnettardır.


Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletiyle beraber senin huzurunda tazim ile eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran, sönmez meş'ale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.

Etiketler:
Bu haber toplam 1156 defa okundu


Sayac Yeri