Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ALTI OK

ALTI OK
Derneğimiz üyelerinden Necip Deveci Cumhuriyet Halk Partisi amblemi olan "Altı Ok"un simgelediği değerler ve oluşturulma süreci konusunda bir sunum gerçekleştirdi.
26.02.2016 / 00:16

Günümüzde; tüm siyasî partilerin kendilerini simgeleyecek bir amblemi benimsemeleri, Türkiye ve dünya ölçeğinde genel kabul görmüş bir özelliktir.


Dikkat edilecek olursa; hiçbir siyasî partinin amblemi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin amblemi kadar uzun süreçler ve düşünce çatışmaları sonucu ortaya çıkmamıştır.


Osmanlı İmparatorluğu’nun Fransız Devrimi sonrası tüm dünyaya yansıyan görüşlerin etki alanına girmesi ve bu suretle gerek yurt dışında eğitim gören ve gerekse yurt içinde aydınlanma hareketlerini izleyen aydınların düşünce yapıları, Osmanlı İmparatorluğu’nda – ki imparatorluğun en önemli yıkılma nedenlerinden biridir- kendisine alan bulsa bile yerleşik kabullerin itirazlarıyla bir yakınma olarak kalmak durumundaydı.


Din kurallarının her alanda etkisinin sürmesini isteyenler; “ Eski adetlerinizi terk etmeyiniz, yeni adetler edinmeyiniz” şeklindeki gerçek olup olmadığı tartışmalı bir hadise sürekli gönderme yapmaktaydılar.


Türkiye Cumhuriyeti, tarihte hiçbir devletin karşılaşmadığı zorlukları yenerek çağdaşlaşma yönünde olağanüstü sonuçlara varmıştır.


Altı Ok ve Anlamı: Altı Ok’un kavradığı değer sistemleri ve her okun simgelediği ilkelerin 1927 – 1937’ye değin oluşmuş olması, “Atatürk’e egemen olan deneyci (ampirik) felsefenin sonuçları ile ilgilidir. Gerçekten 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, “Lâiklik” ilkeleri benimsenmiş, 10-18 Mayıs 1931’de “CHP 3. Kurultayı”nda bunlara “Devletçilik” ve “Devrimcilik” eklenmiştir. 1937 yılında yapılan bir “Anayasa” değişikliği ile bu ilkeler, Anayasa maddeleri arasında yerini almıştır.


Bu ilkeleri kısaca açıklamaya çalışacak olursak:


Cumhuriyetçilik: Halkın kendi kendini yönetmesi olarak tanımlanan Cumhuriyet yönetimi; aynı zamanda halkın da yönetime katılması, ancak bunu yaparken ilerici bir bakış açısını savunması şeklinde anlamak daha doğru olacaktır. Seçimle iş başına gelenler yönetici değil, temsilci bilincine sahip olmadıkça bu ok amacına ulaşamayacaktır.


Milliyetçilik (Ulusçuluk): Türkiye’de “Ulusçuluk”, Atatürk düşünceleri ekseninde oluşan ve ırkçılığa dayanmayan bir “Ulusçuluk”tur. Kendini Türk hisseden herkesin Türk olduğu” tezi üzerinde durur. Ne mutlu Türk doğana değil de “Ne Mutlu Türküm diyene”, bu “Oku” en iyi anlatan cümledir. Irksal olarak herhangi bir toplumun üstünlüğünü reddeder. Osmanlı’nın “Tebaa” anlayışının antitezi olarak kabul edilmesi diğer yönden emperyalist etkilerden uzak kalabilmenin felsefi temelini oluşturur.


Halkçılık: Dar anlamda tüm halkın eşit kabul edilmesi olarak şekillenen ve kimseye bir ayrıcalığın tanınmadığı bir düzeni ima eder. Sosyal devlet ilkesiyle özdeş olan bu anlayış, insanca yaşayabilme koşullarının hazırlanmasında devlete düşen büyük görevleri anlatmaya çalışır.


Lâiklik: Klâsik tanımı ile “din ve devlet” işlerinin ayrılmasıdır. Daha geniş anlamda, hiçbir dinî görüşün ön plana çıkarılmaması, bu şekilde kişilerin dinî tercihlerini yapmakta özgür olmalarıdır. Bu sistem yönünden, kimse dinini açıklamak zorunda olmadığı gibi bir dinin kurallarını yerine getirip getirmemekte de özgürdür.


Devletçilik: Özel sektörü dışlamadan, devletin ekonomik süreçlere katılması, toplumsal çıkarlar doğrultusunda devlet yatırımlarının gerekli alanlara yapılması, bu şekilde bir sosyal devlet anlayışının ekonomik düzlemde gerçekleştirilmesi sağlanır. Devlet bu politikalara dönemsel (konjonktürel) krizleri, bunalımları aşmayı ve istihdam sorununu çözmeyi de ön görür.


İnkılâpçılık (Devrimcilik): Ülkedeki ilerlemenin sürekli olmasını ifade eder. Çağdaşlık ve ileriye doğru atılımlar, bir toplum için olmazsa olmaz koşullardır. Devlet yapısının zaman içinde hantallaştığı, İbn-i Haldun’dan günümüze bilinen bir gerçektir. Bu bakımdan Kemalist devrim, zamanla eskimenin önüne geçmek endişesiyle bu ilkeyi benimsemiştir.


Cumhuriyet Halk Partisi Bayrak Talimatnamesi: 1931 tarihinde kabul edilen CHP Bayrak Talimatnamesi; bayrak türlerini, meydan ve sokak bayrağı, normal bayrak, süs bayrağı, el bayrağı olmak üzere ayrıntılı biçimde “Altı Oklu” bayrakların yapım kurallarını benimsemiştir. “Altı Oklu” amblem; İsmail Hakkı TONGUÇ tarafından çizilmiş, biri çentikli olarak düşünülmüştür. Ozamanlar tasarım dersi hocası olan TONGUÇ, “4. Ok”un özelliğine bir açıklama getirmemiş olmakla birlikte, İsmail Hakkı TONGUÇ’un oğlu Engin TONGUÇ; bu Oku “Devletçilik” olarak ifade ederken CHP eski Genel Sekreteri Adnan KESKİN, “Lâiklik” olarak değerlendirmektedir.


Altı Ok’un Felsefî Altyapısı: Yukarıda “Altı Ok” değerlerine ulaşma sürecinde önemli yapı taşlarını şöyle sıralamak mümkündür:


A)           Kadro Hareketi: Şevket Süreyya AYDEMİR, Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU; Vedat Nedim TÖR, Burhan Asaf BELGE, Şevki YAZMAN ve İsmail Hüsrev TÖKİN tarafından Ankara’da üç yıl süreyle çıkarılan bir dergi etrafındaki harekettir. Bu hareketin baş düşünürü Şevket Süreyya AYDEMİR, “Kadro Hareketi”ni şöyle açıklamaktadır: “Atatürk’ün çağında hemen bütün Avrupa’ya doktrin veya doktrinleşme çabaları hâkimdir. Rusya’da “ihtilâlcı sosyalizm, Almanya’da nazizm ve nihayet ***demokratik Avrupa ülkelerinde, ıslâhatçı sosyalizm rejimleri veya aynı ülkelerde komünizm” çabaları yükselmekteydi. Bunların hepsinin temelinde, doktrincilik örgüleri yatıyordu. Hâlbuki Türk inkılâbında, böyle çabalar hiçbir zaman hâkim değerler halinde güçlenmediler. Hülasa öyle ***görünüyor ki, biz, Türkiye’de bir inkılâp gerçeği ile karşı karşıyayız ama bir inkılâpnazar ve felsefesi karşı karşıya değiliz. Mademki bir inkılâp vardır, bu inkılâbın izahı olmalıdır.” İnkılâbın izahı ise; “o ınkılabı tarih içinde doğuran objektif şartların araştırılması, prensiplerinin örgüsünün bilimsel bir açıdan değerlendirilmesi, sentezleştirilmesi demek olduğuna, ortada bir Türk İnkılâbı bulunduğuna göre, bu kendi kendine benzeyen çağdaş hareketin izahı, Mustafa Kemal’in görüşlerine de herhalde aykırı olamazdı. Nitekim aydın bir kadro; hem de Mustafa Kemal’in hayatında ve onun gözleri önünde Türk inkılâbının ideolojisini kendi açısından derlemek, aydınlatmak ve terkip etmek çabasına girmiştir. Bu hareket kadro hareketidir. Kadrocuların hareket noktası, “Türk Kurtuluş Savaşı” ile birlikte tüm “ulusal kurtuluş savaşları”nın bilimsel olarak açıklanmasıdır. Türkiye’de bir devrim yaşanmaktadır, fakat bunun henüz teorisi yapılmamıştır. Devrim’in başarıya ulaşabilmesi için bu hareketin nesnel yasalarının bilinmesi, ideolojisinin yaratılması gerekir. Türk devrimi; bir “Ulusal Kurtuluş Hareketidir” ve Türk devriminin geleceği de, uluslararası düzenin geleceği de bu hareketlerin bilimsel olarak açıklanabilmesine bağlıdır. Kadro, bu görevi yüklenmektedir. İşte “Kadro Dergisi”; CHP’nin “Altı Ok”unda ifadesini bulan kabullerin irdelendiği ve geliştirildiği bir dergi olmuştur.


B)           Kemalist Türkiye Dergisi: Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçekleşen “Kemalist Devrimleri”; dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla dönemin matbuat müdürü Vedat Nedim TOR öncülüğünde üç ayda bir yayınlanırdı. Fransızca olarak yayınlanan, az sayıda Almanca ve İngilizce makale de içeren dergi, dönemin en ileri baskı tekniğine sahip “Devlet Matbaası”nda basılmaktaydı. Dergideki Türkiye fotoğrafları, kadrolu fotoğrafçısı Avusturyalı Othmar PFERSCHY tarafından çekildi.


1933 – 1949 arasında “Türkiye Cumhuriyeti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından 49 sayı çıkarılan propaganda dergisinin, 1935 – 1937 tarihleri arasında çıkan sayılarında derginin adı “La Turquie Kamaliste” olarak geçmekteydi. Bu dergiyi çıkaran aktörlerden Ülkü ONAT, Atatürk’ü ikna ederek, adının Türkçe “Kamal” olması gerektiğini kabul ettirmiş ve bu yüzden bu tarihler arasında dergi “La Turquie Kamaliste olarak çıkmıştır. Bu dergi; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en uzun ömürlü ve en kapsamlı tanıtım yayınıdır. Dergi, Türkiye’yi batılılara anlatmayı hedefler. Bu uzun soluklu yayın; iki savaş arasındaki döneme ilişkin sonuçlar ortaya koyar. Çok zengin bir yazar yelpazesi ile uluslararası okurlara seslenir öyle ki; Falih Rıfkı ATAY, Burhan BELGE, Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU gibi yayın kadrosunun ötesinde Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nün kurucu rektörü Ord. Prof. Dr. Friedrich FALKE’den, Dolmabahçe İnönü Stadı’nın mimarı Paolo Vietti- VİOLİ’den, ilk haşere ilacı fabrikasının kuruluşunu sağlayan Nihat İĞRİBOZ, “Ankara” kitabının yazarı Avusturyalı Norbert Von BİSCHOFF, Amerika Bizans Enstitüsü’nün kurucusu Thomas WİTTMORE, Uluslararası Pazar ekonomisi uzmanı Charles GRUERE, Pierre DEVAMBEZ, ya da Albert GABRİEL gibi mimar ve arkeologlar bulunmaktaydı.


Çağdaş düşüncenin felsefeye getirdiği tanım, birbirini doğuran kavramların meydana getirdiği düşünce sistemlerini inceleyen bilim olmasıdır. Aynı zamanda diyalektik düşünce anlayışı; Kemalist düşüncenin oluşmasında kullanılan önemli bir tekniktir. Siyasal Bilgile Fakültesi öğretim üyelerinden Ahmet Taner KIŞLALI, bu anlayışa uygun olarak “Altı Ok”u oluşturan “Lâiklik, Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik İlkeleri”nin, 1789 Fransız Devrimi’nden; “ Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik İlkeleri”nin, 1917 Sovyet Devrimi’nden esinlendiğini, özetle Türk Devrimi’nin; Liberalizm ve Sosyalizm’in sentezi olduğunu gösterdi. Rahmetli KIŞLALI’nın getirdiği bu doğru tanıma, felsefî anlamda sentezin; “inkârın inkârı” olduğunu tekrar anımsayarak Türk Devrimi’nin; ne Fransız, ne de Sovyet devrimlerine benzediğini ifade edebiliriz. Yaygın tanımı ile bu “ biz, bize benzeriz” şeklinde kaynaklarda yer alır.

Etiketler:
Bu haber toplam 1393 defa okundu
İstanbul 3. Havalimanının adı Atatürk olsun!
Basın açıklaması sonrası açılan imza standımız 21-26 Eylül tarihleri arasında açık olacaktır.

YAZARLAR


Sayac Yeri