Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

CUMHURİYET VE DEVRİM ŞEHİTLERİMİZ-ÇETİN EMEÇ

CUMHURİYET VE DEVRİM ŞEHİTLERİMİZ-ÇETİN EMEÇ
22 Mart Salı günü, Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi Eğitim Kolu Üyesi Nilgün OKULDAŞ’ın; “Cumhuriyet ve Demokrasi Şehitlerimiz” konulu sunumu, hüzünle izlenmesine rağmen büyük bir beğeni aldı…
27.03.2016 / 16:50

Atatürkçü Düşünce Derneği Karşıyaka Şubesi Başkanı Sayın Tuna ARSLAN’ın yaptığı açılış konuşmasında, 14 Mart haftasının; 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşları Zaferi ile de ilişkilendirilerek “Şehitler Haftası” olarak isimlendirildiğini belirtmiş ve “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe armağan eden şehitlerimizin anısına bugünkü etkinliğin düzenlendiğini vurgulamıştır. Genel olarak konumuzun “Şehitlerimiz” olması nedeniyle Çetin EMEÇ’in de bugün anılacağına değinmiştir.” Bir basın mensubu ve Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olmasına rağmen onu da teröre şehit verdik” diyerek “Ne yazık ki teröre şehitlerimiz devam ediyor. Bunlardan kurtulacağımız günlerin çok da uzak olmadığı dileği ve inancındayım” temennisiyle konuşmasını bitirdi.


Eğitim Kolu üyemiz Nilgün Okuldaş, Çetin EMEÇ’in, ölümünün 26. Yıldönümünde, kişiliği ve gazeteciliği yönüyle anılacağı sunuma başlamadan önce, başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları, şehitlerimiz, ölmüş gazilerimiz ve İstiklâl Marşımızın şairi M. Akif ERSOY’u da saygı, şükran ve minnetle andığını ifade ederek, 19 Mart Cumartesi günü, buruk bir Çanakkale Zaferi kutladık diyerek sözlerine devam etti. Çünkü Ankara’nın taşlarına her bakışımızda, gözlerimizin yaşı eksik olmadı. Zira o kanlı taşların her zerresinde katledilen hayatlar, yitirilen canlar ve hayaller, istiklâl ve hürriyeti ile özgürce yaşama hakkı elinden alınmış gençler, yaşlılar, çocuklar vardı. Geride kalanlara görülen reva ise yürek dağlayan feryatlar, korkutma, yıldırma, sindirme çabalarıyla terörle birlikte yaşamamızı isteyen otoriter, karanlık zihniyetti. Peki, korkacak mıyız – hayır, yılacak mıyız – hayır, sinecek miyiz, terörle yaşamaya alışacak mıyız? Tabii ki “HAYIR.” Peki, ne yapacağız? “Birlik – Dirlik – Beraberlik” içinde kenetlenip, emperyalist uşaklara karşı koyacağız. Çünkü, halkın gücünün üstüne kimse geçemez. Yoksa,  sen – ben davası dersek bir gün bizler de o bombalarla parçalanmaya mahkûm olacağız. GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN, GELECEĞİNE YÖN VEREMEZ.


 Ayşe ADLIM’ın şiiriyle geçmişi anımsayalım.


                ÇANAKKALE KAHRAMANLARI:


                Malım, mülküm


                Eşim, dostum


                Yarim demediniz


                Hiç tereddütsüz


                Gidip can verdiniz.


                Elimde bardağım


                Çayımı rahat içebiliyorsam


                Çünkü siz, orada öldünüz.


                Daha 15’inde, 16’sında


                Kurşunlara yürüdünüz


                Helal edin hakkınızı.


                Yapabildiğim tek şey bugün


                Bir elham’la, iki damla gözyaşı.


                Ruhunuz şad olsun


               


Çetin EMEÇ 1935 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi Rabia Hanım, babası Demokrat Parti kurucularından gazeteci Selim Ragıb EMEÇ’tir. Zeynep, Leyla ve Aydın isimli 3 kardeşi vardır. Bilge hanımla evlenmiş, Mehmet ve Mehveş isminde iki çocuğu olmuştur. Galatasaray Lisesi’nin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuştur.


1952 yılında “Son Posta Gazetesi”nde işe başladı. 1972 yılına kadar “Hayat ve Ses Dergileri”nde Yazı işleri Müdürlüğü yaptı. !972’de “Hürriyet” Gazetesi’ne geçti. “Hergün” Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı sırada, 1984 – 1985 yıllarında “Genel Yayın Yönetmen”i olarak Milliyet Gazetesi’ne geçti. 1986 ‘da Genel Yayın Yönetmen’i olarak “Hürriyet Gazetesi”ne döndü. 38 yıllık gazeteci, Genel Yayın Yönetmen’i, Kurul Başkanı, Uluslar arası Basın Enstitüsü ve Basın Federasyonu üyesiydi.


Çeşitli konularda yazdığı kitaplar vardır. Kabri, “Zincirlikuyu Mezarlığı”ndadır. İsmi; yurdun dört bir yerinde caddelere, stadlara, salonlara, bulvarlara ve galerilere verilmiştir. Çetin EMEÇ, 7 Mart 1990 yılı’nda, Suadiye’deki evinden işine gitmek için arabasına bindikten sonra şöförü Sinan ERCAN’la birlikte katledilmiştir.


Teröristler, kullandıkları arabayı Bostancı Karakolu yakınlarına bırakarak kaçmışlardır. Olaydan bir gün sonra “Atatürk Havalimanı” otoparkında bulunan açık mavi Renault 12 marka otonun torpido gözünde, “Çetin EMEÇ”in Hürriyet Gazetesi 1. sayfadaki resmi çizilmiş olarak bulunmuş; 3 yıl boyunca suikast ile ilgili hiçbir gelişme kaydedilmemiştir. 1993’te, DURSUN, MUMCU, ÜÇOK ve AKSOY’un öldürülme emrini veren, İran yanlısı terör örgütü “İslâmî Hareket”in sorumlusu Deniz kod adlı Ekrem BAYTAP, İstanbul Fatih’te yakalanmıştır. Suikast planlayıcısı 2 sanık, !993’te “Garanti Bankası” soygunundan sonra polisle girdikleri çatışmada öldürülmüştür. Kemal kod adlı tetikçi ise kaçmıştır. 1995’te Üsküdar’da polisle çatışan Tamer ARSLAN; İrfan ÇAĞRICI ile birlikte tetiği çeken Nezih BEYRET’in gerçek adının “Muzaffer DAMAR” olduğunu söylemiştir. İslâmî Hareket Örgütü’nün ameliyat timi sorumlularından, suikast tetikçisi İrfan ÇAĞRICI; 10 Mart 1996’da Kadıköy’de bir banka şubesinden, İran kaynaklı çok yüklü parayı çekerken yakalandı. Ele geçirilen silahların seri numaralarından, bağlantıların İran’la olduğu kanıtlandı. Örgüt üyesi 41 sanık yargılandı. 23 Temmuz 2000 yılında 3 no.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde, ÇAĞRICI’ya “anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmekten” önce idam sonra indirimsiz müebbet cezası verildi. Bir başka sanığa müebbet, 17 sanığa -3 – 6 ve 6 -12 yıl arasında hapis cezası veren mahkeme; 20 sanığın beraatine, 7 sanığın dosyasının zaman aşımından düşürülmesine, bir sanığın da dosyasının ayrılmasına karar verilmiştir.


Bağrında dünyanın en büyük liderlerinden birini yetiştiren bu topraklardan, çok güzel insanlar geçti. Şairler, yazarlar, öğretmenler, askerler, sanatçılar, bilim adamları ve hukukçular. Hepside yüreği özgürlük, bağımsızlık, aydınlık aşkıyla yanan,ATATÜRK devrim ve ilkelerine, Cumhuriyete, demokrasiye sıkı sıkıya bağlı yurtseverlerdi.


Kubilay ile başlayan ve 1990’lardan sonra ard arda katledilen Cumhuriyet ve Demokrasi şehitlerimiz; kısacık yaşantılarına büyük ve asla silinmeyecek izler bırakarak gittiler. Tek suçları; Vatan’ın Bağımsızlığı, milletin özgürlüğü için gerek düşünce, gerek davranış gerekse eylemleri ile yüreklerini ortaya koyarak cesaret ve kararlılıkla karanlığa meydan okumalarıydı.


Aydınlığa, bilime, kültüre, sanata düşman, gerici, yobaz, bağnaz karanlık güçlerin; acımasız, zalim, gaddar taşeronları tarafından gündüzün - geceden, beyaz ipliğin – siyah iplikten ayrılması gibi hayatlarının en verimli çağında aramızdan ayrılmak zorunda bırakıldılar. Zira dünya var olduğundan beri aydınlık, nasıl karanlığın karşısındaysa; kör karanlık da her zaman ışığa düşman olmuştur. Çünkü karanlık güçler; kinden, nefretten, cehaletten ve ölümden beslenirler. Gıdaları; kan kusan kurşunlar ve bombalardır. Terörse en büyük silahları! Ancak yüzünü ışığa dönmüş aydınlar ve aydınlık yüzler; her zaman dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin her insana kucak açar, her canlıyı kucaklar ve sevgi, barış, kardeşlik, dostluk dolu bir dünyada tek bir şey isterler:


                “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”


KUBİLAY, EMEÇ, ÜÇOK, MUMCU, AKSOY, İPEKÇİ, TÜTENGİL, HABLEMİTOĞLU, KIŞLALI ve adını sayamadığım onlarca kahraman. Hepsi de, Cumhuriyetimizi ulu bir çınara benzetirsek, bu ulu çınarın evrene sevgi ve ışık yayan yeşil yapraklarıdır. Kalleş mihraklar; kardeşçe yaşamak isteyenler için öncelikle nasıl ki ormanları yok ediyorlar ise eğitim, bilgi, kültür, çağdaşlaşma ve medeniyet simgesi “ulu çınarımızı” yok etmek için de; işe yaprakları tek tek kopartarak, soldurarak ve geride kalanları sindireceklerini düşünerek eylemlerini sürdürdüler.


                Zannettiler ki ormanlar yok olunca kardeşlik biter. Yapraklar düşünce de, çıplak kalan çınar kolayca yıkılır. Oysa bilmiyorlar ki o ulu çınarın altında, sonsuza dek “barış ve kardeşlik” türküleri söyleyecek çocuklar için onlarca, yüzlerce, binlerce yaprak dalından koparılıp toprağa karışarak yeniden filizlenmek için sıra beklemekte.


                Ve siz; Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan tarih boyunca çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş, üç tarafı denizlerle çevrili bu kutsal topraklarda, memleketimin ve milletimin kanını emen asalak keneler; o canları her katledişinizde gülüyor, seviniyor ve zafer naraları atıyorsunuz ya? Ben de, siz sömürgenlere bir ATATÜRK çocuğu ve o büyük ormanın ulu çınarının küçücük bir yaprağı olarak; sinmeden, korkmadan ve yılmadan tüm gücümle haykırıyorum!...


                “ÖLÜRSE TENLER ÖLÜR”


            “CANLAR ÖLESİ DEĞİL


Etiketler:
Bu haber toplam 1869 defa okundu
YORUMLAR
Erim Yücel:�
"Başarılarınızın devamı"
Çok güzel bir yazı teşekkürler
18.08.2016 / 17:36


Sayac Yeri