Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
Öncü Kadınlarımız Müzikli Tiyatro Gösterisi
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

İZMİR ŞUBELER EŞGÜDÜM TOPLANTISI DİKİLİ'DE YAPILDI

İZMİR ŞUBELER EŞGÜDÜM TOPLANTISI DİKİLİ'DE YAPILDI
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin, İzmir’deki yirmi ayrı şube başkanlarının katılımıyla gerçekleşen Eşgüdüm Toplantısı, 9 Nisan 2016 Cumartesi günü, Dikili Belediye Kültür Merkezi’nde yapıldı. Karşıyaka Şubesini Yönetim Kurulu Başkanı Tuna Arslan temsil etti.
22.05.2016 / 23:42

1 dakikalık Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşı okunmasıyla başlayan toplantıda, Gaziemir Şube Başkan Yardımcısı Hülya ÖZCAN, katılımcılara Kişisel Gelişim konusunda bilgi aktardı.


 


Toplantıda, Bölünme Anayasasına karşı yapılan mücadelenin sürdürülmesine karar alınırken, Dikili’de mülteciler için hazırlanan toplama kampına olan tepki de dile getirildi.


 


Toplantı sonrası Dikili Cumhuriyet Meydanı’nda, ADD İzmir Şubeleri olarak kamuoyuna, basın açıklaması yapıldı. Bölücü ve dinci anayasa tuzağı ile aynı amaçla kullanılan ‘mülteciler’ sorunu kapsamında, ülkemiz açısından endişe verici gidişata dair maddeler halinde açıklama ve uyarılarda bulunuldu. Gücünü, Mustafa Kemal Atatürk ve ilkelerinden alan Türkiye sathındaki tüm ADD üyeleri olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimi ile birlik ve bütünlüğünün korunacağına dair kararlılık mesajının verildiği yazılı basın açıklaması şöyle:


 


“DEĞERLİ YURTSEVERLER, 



Bugün ülkeyi yöneten hâkim güçler; “Dünyaya kafa tutuyoruz”, “Doksan yıllık enkazı kaldırdık”, “Çağdaş, demokrat, hukuk devletiyiz”, “Halkın iradesiyle ülkemizi yönetiyoruz” diyerek halkımızı kandırmaya çalışıyorlar.



Hafızalarımızı silmeye çalışanlara sormak istiyoruz; nasıl bir Türkiye’deyiz? 



Başkanı zırhlı Mercedes ve korumalarla gezen Diyanet İşleri, “Babanın kızına sarılması günah değildir, nikâha etkisi yoktur” diye fetva verirken, 18 Mart hutbelerinde Anafartalar kahramanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ten tek kelime bile etmeyen bir Türkiye mi?



1924’te kapatılmalarına rağmen, beş yüze yakın yasa dışı medresede 12 bini asker kaçağı, 18 bin öğrencinin yasa koruyucularının gözleri içinde eğitimlerine devam ettiği bir Türkiye mi? 



Ders kitaplarından Kurtuluş Savaşını ve Cumhuriyetin kurucularını çıkarırken, İslam ve Osmanlı medeniyeti diye dayattıkları çağ dışı yaşam tarzını normalleştirmeye çalıştıkları, düşünmeyen ve biat eden bir toplum yaratmaya çalıştıkları Türkiye mi? 



“İslamiyet’i öğretiyorum” dedikleri vakıflarda, onlarca çocuğa tecavüz edilirken, “Bir kereden bir şey olmaz” diyen Aile Bakanlarına tebrik kuyruğuna giren, destekledikleri her yerde ortaya çıkan rezillikleri örtmeye çalışırken daha da batan sapıkların kol gezdiği, iyi halden salıverildiği bir Türkiye mi? 



Milli bayramlarda kutlamaların, okullarda andımızın yasaklandığı, Atatürk Anıtlarına çelenk koyanların cezalandırıldığı, dağlardan “Ne Mutlu Türküm Diyene”, kurumlardan “T.C.” yazılarının silindiği, Başbakan’ın tek Türk Bayrağı taşımayan toplulukların boynuna taktığı paçavralarıyla medet umduğu Türkiye mi? 



Bir somun ekmek için insanlar hapse atılırken, trilyonluk saatleri takan rüşvetçi bakanların aklandığı, milletine en ağır küfürleri edenlere en yüksek ihalelerin verildiği, iktidar milletvekillerinin; “yargı da biziz, yürütme de biz, yasama da biz” diyen, bir Türkiye mi? 



İnsanları sokağa çıkmaya korkan, yüzlerce masum vatandaşı canlı bombalarla katledilirken, teröre alışmalıyız diyen idarecilerin televizyon ekranlarında sırıttıkları, her gün gelen onlarca şehit cenazelerine ilişkin haberlerin artık ön sayfalarda bile yer almadığı bir Türkiye mi? 



“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyen bir liderin onlarca saldırmazlık paktı  imzaladığı, kralların, devlet başkanlarının ayağına geldiği bir ülkeden, adalarına dahi sahip çıkamayan, sınırları delik deşik, bütün komşularıyla kavgalı, başına çuval geçirilmiş bir Türkiye mi?   



Her gün ortalama bir iki kadının gördüğü şiddet yüzünden, en az üç dört işçinin iş güvenliği ihmalinden, bir çocuğun çalışma şartlarının ağırlığından öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı ve sakat kaldığı bir Türkiye mi?



“Ekonomiyi uçuruyoruz” derken, “Kayseri pazarlığı yapıyoruz” diyerek milyonlarca mülteciyi topraklarımıza doldurarak ülkenin geleceğini para karşılığı satan, millete ait bütün yatırımları yabancılara ve vatan haini yandaşlarına peşkeş çeken, yer üstü ve yer altı kaynaklarını, ormanlarımızı, akarsularımızı yok eden siyasilerimizin utanmadan halkını kandırmaya devam ettiği, her gün bir iş yerinin kapandığı, her hafta birkaç ailenin daha makarna torbalarına mahkûm edildiği bir Türkiye mi? 



Bu ülkenin gerçek aydınlarını ve vatansever insanlarını hapishanelerde çürütmeye yemin ederken, aralarındaki rant kavgası yüzünden birbirine düşen kumpasçı güçlerin “kandırıldık” diyerek, bütün yargıyı ve kolluk kuvvetlerini yargılamaya başladığı, her olayın paralele bağlandığı, adaletin iktidara göbekten bağlı olduğu, fikrini söylemenin, haberi yazmanın, iktidarı eleştirmenin suç olduğu bir Türkiye mi? 



Değerli vatandaşlar, bu örneklerin sonu yok...  Önümüzde bizi karanlığa daha çok sürükleyecek, büyük tuzaklar var: Bunların başında ‘Anayasa Tuzağı’ geliyor! Milletin uyanmasından büyük endişe duyan emperyalist güçler, ülkeyi bölmenin ve ulusal birliğimizi parçalamanın yeni yollarından biri olarak Başkanlık Anayasasını dayatmaya çalışıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan ve hiçbir temel hukuk kuralına sığmayan Türk tipi bir Anayasa ile bizleri hiç mücadele etmeden, etmeye fırsat bırakmadan teslim almaya çalışıyorlar.



 Bugünlerde bu tuzağın bir parçasını daha uygulamaya başladılar. Birleşmiş Milletlerin aldığı ilke kararlarına aykırı olarak, bütün hukuk kurallarını çiğneyerek, kendi iradelerinin dışında, aslında geçici göçmen statüsünde olması gereken insanlara “Mülteci” diyerek, Avrupa’nın insan haklarını çiğneyerek kabul etmediği insanları ülkemize almaya başladılar. Halkı aldatıyorlar! Bunlar mülteci değil, göçmendir; dünyanın her yerinde bu insanlara çalışma izni, resmi ikamet müsaadesi, geçici vatandaşlık belgesi verilmez, şehir merkezleri veya yakınlarında geçici de olsa barındırılmaz ve kamplar dışına çıkartılmazlar. Çünkü savaş vb. nedenlerle size sığınan göçmenler, bir gün şartlar düzeltildiğinde, ülkesine geri dönmeyi hedefler.

 

Ama bugün ulusal birliğimizi parçalamak isteyen emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin hedefinde, bu insanları düşman gördükleri kumsallara yerleştirip kademe kademe onlara vatandaşlık hakkını vermek ve ülkenin demografik ve siyasi yapısını değiştirerek önce iktidarlarını sürdürmek, sonra halifeliğe kadar gidecek yolu açarak doksan yıllık kazanımların yok olduğu bir ortamda bölünme hedeflerini gerçekleştirmektir. 



İnsan haklarından bahsederken kendi iradesi dışında gelen insanlara deniz kıyısında mülteci kampı kurmak, o insanlara; “Deniz burada, ya tekrar dener ölürsün ya da bana mahkûm olursun” derken, Ege kıyılarının vatansever insanlarına gözdağı vermek, bunlar geçici kabul yerleri diyerek halkını aldatmaktır.



Bu oyunları ve tuzakları hazırlayanları uyarıyor, halkımızı bu gözü dönmüş halk düşmanlarına karşı birlik ve beraberlik içinde karşı koymaya ve mücadeleye çağırıyoruz. Milletimiz bilmelidir ki Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye’nin her yerinde üyeleri ve kendisine inanan vatansever evlatlarıyla, Kuva-i Milliyeci’lerin torunları olarak ülkesine sahip çıkacak, son nefesine kadar mücadele edecek güç ve kararlılıktadır. Gücünü, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve ilkelerinden alan yurtseverler, bu toprakların gerçek sahipleridir. Dikili, Çeşme ve bütün EGE kıyıları her zaman Türk kalacak, Türkiye yeniden; “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyebilen Türklerin olacaktır.



ADD İzmir Şubeleri”…

Etiketler:
Bu haber toplam 997 defa okundu


Sayac Yeri