Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BASIN AÇIKLAMASI
TÜRKİYE SORUNLARI SEMİNERLERİ BAŞLIYOR!
15 TEMMUZ PERSPEKTİFİNDEN TSK'NIN VE TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE BAKIŞ
Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

SELMA RIZA FERACELİ’Yİ TANIMAK…

Mehpare Özkaban
19.Yüzyılın sonlarında, Fransa’da; özgürlük, eşitlik ve kardeşlik için yazılar yazan, Türkiye’nin ilk kadın gazetecisi Selma Rıza’yı tanıyor musunuz?
12.03.2017 / 12:28


Onun İttihat ve Terakki Cemiyeti Paris Şubesi’nin yeminli ilk ve tek kadın üyesi olduğunu bir yerlerde okumuş muydunuz?

Selma Rıza, aydın bir ailenin en küçük kızı olarak 1872 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Şura-yı Devlet ve Meclis-i Âyan üyelerinden Ali Bey, annesi ise Avusturyalı asil bir ailenin kızı olan ve daha sonra İslamiyeti seçmiş bulunan Naile Hanım’dır. Selma, çiftin yedi çocuğunun en küçüğü idi. Dönemin seçkin ailelerinde geçerli olan eğitim geleneği sürdürülerek evde özel derslerle yetiştirildi, iyi bir eğitimin yanı sıra iyi bir Fransızca dil eğitimi de aldı.

En büyük ağabeyi ise Paris’teki Jön Türklerin lideri ve 1908 devriminin ardından Osmanlı Parlamentosu’nun başkanı olan Ahmet Rıza Bey’di. Ahmet Rıza Bey’in Selma Rıza’nın eğitimi üzerinde çok büyük etkisi oldu. Ahmet Rıza Bey, hürriyet fikrini ateşle savunan bir vatanseverdi. Kız kardeşini de kendisi gibi yetiştirdi.

Selma Rıza çoğu yaşıtından farklıydı. Gönlü vatan ve hürriyet aşkıyla doluydu. Bu nedenle her şeyi geride bırakıp bir gece İstanbul’dan ağabeyi Ahmet Rıza Bey’in yanına Paris’e kaçtı. Kaçarken ne ailesine ne de dostlarına haber verdi. Onun bu cesur eylemi Jön Türkler tarafından takdirle karşılanacaktı. Selma Rıza artık özgürlük ve vatan topraklarının en ateşli savunucularından biri olacak, Jön Türklerle beraber mücadeleye atılacaktı. Selma Hanım böylece İttihat ve Terakki’nin ilk ve tek yeminli kadın üyesi olarak tarih sahnesine çıkmış oldu.

Selma Rıza eğitime meraklı bir kadındı. Önceden sahip olduğu çok iyi Fransızca bilgisine de güvenerek bir ilke daha imza atıp Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim alan ilk Türk kadını oldu.

Selma Rıza gazeteciliğe, istibdat dönemine korku salan ve Fransızca olarak Paris’te yayımlanan “Meşveret” (Danışma) gazetesinde başladı. Ahmet Rıza ve Halil Ganim Bey’in çıkardığı, Osmanlı topraklarında hürriyet ve eşitliği savunan Meşveret, kısa zamanda Türklerin sesi haline geldi. Selma Rıza artık basın tarihimizin ilk kadın gazetecisiydi. Meşveret için gece gündüz demeden durmaksızın çalıştı, çeviriler yaptı. Aynı zamanda Bahaeddin Şakir ile Samipaşazade Sezai’nin çıkardığı “Şura-yı Ümmet” gazetesinde de yazıyordu. Daha sonraları bu çabaları nedeniyle Samipaşazade Sezai tarafından “Kadınlığın Tacı” olarak nitelendirilecekti.

Selma Rıza, gazeteciliğin yanında güçlü bir edebi kaleme de sahipti. İki tane roman yazdı. Ancak yazdığı şiirler gibi romanlarını da yayımlamadı. 1892 yılında kaleme aldığı “Uhuvvet” (Kardeşlik) adlı romanı ancak 1999 yılında dili sadeleştirilerek Kültür Bakanlığı yayınları arasında yayımlandı. Kadınların erkeklerle eşitliğini ve özgürlüğü savunduğu bu romanda Selma Hanım şöyle diyordu: “İlk yaratılışta insan yokmuş… Evet yeryüzü daha rahattı… İnsan kendi cinsine de esir!.. Dine, şeriata, düzene, âdetlere de esir!.. Esir!.. Her şeye esir!.. Bu hal nedir ya rab?!.. Kurtuluş yok mu?.. Ah uçmak!.. Bu esaret zincirinden kurtulmak!.. Özgürlük, özgürlük!..”

Selma Rıza aynı zamanda 1899’dan itibaren “Sosyal Açıdan Kadın” konusuna eğildi. O tarihe kadar dünyada çıkan tüm yayınları inceledi. Paris’te konu üzerine verdiği derslerle gerek Fransız aydınları, gerekse Jön Türkler arasında konunun uzmanı olarak tanındı. Ancak alçak gönüllü kişiliği yüzünden bilgilerini geniş kitlelere aktaramadı. Yine de edebiyatçılar ve Claude Farrere gibi bazı sosyologlar onu yetenekli bir sosyolog olarak tanımladılar.

Çetin mücadelelerin ardından, 1908’de ΙΙ. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi yıkıldı. Jön Türkler amaçlarına ulaşmış, memleketi güzel günlere götürecek devrimin ilk adımları atılmıştı. Artık Selma Rıza ve Ahmet Rıza Bey için yurda dönme vakti gelmişti. Selma Rıza 10 yıl boyunca kaldığı Paris’ten Jön Türklerle beraber yurda geri döndü. Artık mücadeleye memlekette devam etme zamanı gelmişti. İttihat ve Terakki’nin kadınlara ilişkin reformcu tutumu, kadın hakları savunucularının bu cemiyet/fırka ile ilgili beklentilerini yükseltmişti. Emine Semiye 1909 tarihli bir yazısında Meclis-i Mebusan başkanı Ahmet Rıza Bey’in kız kardeşi Selma Rıza’nın kadın eğitiminin geliştirilmesi için verdiği savaşı ve büyük zorluklarla karşılaşmasını anlatır: “31 Mart belasından önce Kadınlara Mahsus Sultaniye’nin açılışı için ünlü kadın savaşçımız Selma Hanımefendi pek çok çalışmalarda bulundu. Hatta Vaniköyü’ndeki Adile Sultan Sarayı Abdülhamid’den alınarak bu hayırlı işe tahsis olunacaktı. Sonra, dokuz yıl boyunca sürekli arttırdığı ilim ve irfanından vatanın kızlarını yararlandırmak gibi büyük bir fikir taşıyan kişinin (Selma Rıza’nın) gericilerin şiddetli saldırılarıyla neler çektiğini bütün sevenleri ebediyen unutamayacaklardır.”

Selma Rıza yabancı bir gazetede yayınlanan ve Millet gazetesi tarafından çevrilerek aktarılan bir röportajında; II. Meşrutiyet’in ilk yılında Kadınların durumunda iyileşme sağlamanın birinci koşulu olarak kadın eğitiminin yaygınlaştırılması ve hemen sonra çok kadınla evliliğe karşı kampanya başlatacaklarını bildirdi: “Osmanlı hukukunda boşanma işleri iğrenç bir haldedir... Buna sebap kadının hukukuna vakıf almamasıdır... Meşrutiyet idaresi Osmanlı Kadınlarının hayat şartlarını tamamiyle değiştirecektir.”(1)

Selma Rıza gazeteciliği İstanbul’da da sürdürdü. “Hanımlara Mahsus Gazete” ve “Kadınlar Dünyası” gibi önemli kadın dergilerinde yazılar yazdı. Aynı zamanda kendini kültürel ve sosyal alandaki konulara, kadının özgürlüğü ve eşitliği gibi sorunlara eğilmeye verdi. “Hanımlara Mahsus Gazete”nin yayımlandığı dönemde ΙΙ. Abdülhamit’in basın üzerindeki yoğun sansürünün etkisi olmakla birlikte, kadınların farklı düşüncelerle bir araya gelebildiklerini görüyoruz. Bu gazetedeki kadın yazarlar çok sayıda kadın dergisinin öncüsü olarak kadınlık bilincine sahip yeni kadın kuşaklarının yetişmesinde önemli rol oynadılar. Kadınların savunusunu yaparken güçlü bir sesle konuşan kadın yazarların kullandığı bu yüksek tonu daha sonra Halide Edip ve özellikle Nezihe Muhiddin’in sürdürdüğünü göreceğiz. Kadın hakları mücadelesinin mirasını yeni kuşaklara taşıyan bu kadınlar, Cumhuriyet Dönemi kadın hakları mücadelesinde en önde koşmuşlardır.

Bu dönemin sosyal yapısını Yaprak Zihnioğlu şöyle anlatır: “Meşrutiyet’in ilk günlerinden itibaren Osmanlı-Türk kadınlarının özgürlük talebi gündeme geldi. Kadınlar modernleşmenin vaat ettiği hür insan kategorisine tam olarak dahil olmak, toplumda insan addedilmek, toplumda bir mevki ve hisseye kavuşmak, siyasi alana, kamusal yaşayışa katılmak ve çalışıp hayatlarını kazanmak istiyorlardı. Fatma Aliye, Şair Nigar, Emine Semiye gibi kadınlık üzerine düşünen ve çözümlemeler yapan kadın düşünürlerin ve eylemcilerin pekiştirdiği “Kadınlık” kavramı, sosyal farklılıklara rağmen benzer sorunları yaşayan ve ikincil konumu paylaşan toplumsal bir zümreyi, kadınları ve kadınların toplumdaki durumunu, aynı zamanda kadınların yaşam tarzını tanımlıyordu.”(2)

Selma Rıza 1911 yılında Dr. Besim Ömer Paşa ile birlikte “Hilal-i Ahmer” (Kızılay) Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Yapılan araştırmalar yardım derneklerinin, kadınların kamu yaşamına katılmasında önemli bir araç olduğunu doğruluyor. Bu çalışmalara göre yalnızca hayırseverlik amacıyla kurulmuş olanlar dışında kadınların siyasal ve sosyal hakları için mücadele eden örgütlerin de kadınlara yardım amacıyla destek grupları ve kolları vardı. Beş yıl boyunca cemiyetin genel sekreterliği görevini üstlendi fakat beş yılın sonunda cemiyette vicdanına ters düşen bazı yanlışlar görerek bunları düzeltmek için mücadele etse de sonuç alamadığını görünce genel sekreterlik görevinden istifa etti.

Selma Rıza mandacılığa karşı hürriyet fikrini sonuna kadar savundu. Ι. Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalist ülkeler Wilson’un ortaya attığı yasalarla topraklarımızı paylaşım sürecine girdiğinde mandacılık yandaşları arttı. Wilson Prensipleri Cemiyeti, koşulsuz Amerikan mandasını savunurken Bab-ı Âli’de de bir karamsarlık vardı. Bu durum birçok gazetecinin kafasını karıştırıyor, onları umutsuzluğa sürüklüyordu. Bab-ı Âli’de bütün bu gazetecilere, aydınlara, edebiyatçılara karşı çıkan tek kadın Selma Rıza’ydı. Çünkü Selma Hanım’ın kafası mesele hürriyet olduğunda her zaman netti. “Vatan topraklarında başka devletlerin kanlı postalları asla kabul edilemezdi.” Selma Rıza ölümü pahasına savunduğu ilkelerden asla vazgeçmedi. Manda yanlılarına gönderdiği mektuplarla vatansever bir kadının, bir gazetecinin nasıl olması gerektiğinin de örneğini verdi.

Selma Rıza Feraceli bir gazeteci, edebiyatçı ve bir kadın olarak vatanseverlik örneğidir. Ne yazık ki basın tarihimizin ilk kadın gazetecisi olmasına rağmen Selma Rıza hakkında yapılmış kapsamlı bir araştırma bulunmamaktadır.

Selma Rıza 1931 yılı Şubat ayında, henüz 59 yaşındayken yaşama veda etti. Hayatını vatanının bağımsızlığına adayan bu korkusuz ve aydın kadının cenazesine yalnızca 5 kişi katıldı.

Etiketler:
Bu 391
Yazarın Diğer Yazıları


Sayac Yeri